15-16 Haziran...

15-16 Haziran 1970 – Hamit Erdem

    0

    Hatırlama, hatırlatma…

    1970 yılları dünyada olduğu gibi Türkiye’de de demokratik hak ve özgürlüklere sahip çıkan muhalefetin eylemlerinin yaygınlaştığı yıllardı. İşçi sınıfının sendikal alanda içinde bulunduğu bu hareketliliğe, 1968’de Fransa’da başlayan ve bir dalga halinde bütün dünyada etkili olan kitlesel öğrenci eylemleri de farklı bir ivme katmıştı.

    1965’te yapılan seçimlerde Türkiye İşçi Partisi Türkiye genelinde %3 oy alarak meclise 15 milletvekili sokmuş, işçi ve emekçi sorunları ilk kez TBMM’nin gündemine güçlü bir şekilde girmişti. 1967’de Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kurulmuş, işçi sınıfı sendikal alanda “devletin ve sermayenin” elinin olmadığı bir yapıyla, kendi çıkarlarını savunan bir örgüte kavuşmuştu.

    DİSK’in kurulması, hızla örgütlenmeye başlaması, farklı sektörlerden işçilerin DİSK ve bağlı sendikalara yönelmeye başlamaları, sırtını sermayeye ve devlete dayamış Türk-İş’i tedirgin etmişti. Patronlar da DİSK’in büyümesinden kaygı duyuyordu. İktidardaki Adalet Partisi ve Başbakan Demirel işçilerin haklarını aramalarını, sendikalarını kurmalarını “anarşik eylemler” olarak görüyordu.

    Temel sorun işçilerin DİSK’e kaymasını engellemek ve en kısa zamanda DİSK’in defterini dürmekti.

    Adalet Partili Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk: “Tasarıda Hür Sendikacılığı kısıtlayan bir hüküm yoktur…”

    O yıllarda yüzlerle ifade edilen fabrika ve işyerlerinde iş uyuşmazlığı, grev ve işyeri işgalleri yaşanıyordu. Bu eylemlerin doğrudan siyasi hiçbir yönü yoktu. Genel amaç; işyeri sorunlarının çözülmesi, işyerinde sendikal hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması, patronların keyfi ve otoriter uygulamalarının engellenmesi ve sebepsiz işten çıkarmalara son vermeye yönelikti. Eylemler çetin şartlarda yürütülüyordu. Grevlere müdahale eden karanlık güçler, Gamak grevinde Şerif Aygün’ü, Aliağa’da Necmetin Giritlioğlu’nu öldürmüşlerdi.

    Daha kapsamlı karşı hamle Türk-İş, Hükümet ve CHP işbirliğiyle başlayacaktı.

    274 Sayılı Sendikalar Kanunu ile 275 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle yasal olarak bağımsız sendikalar ve DİSK’in örgütlenme imkânları elinden alınacaktı.

    Yasadaki değişikliklerin görünürdeki amacı, “sendika enflasyonuna” son vermek ve ülkede “güçlü sendikacılığı” hâkim kılmaktı. Meclis’te gizlilik içinde hazırlanan tasarının komisyonunda çoğunluğu Adalet Partisi’nden olmak üzere CHP’li milletvekilleri de bulunuyordu. Tasarının mimarları; Türk-İş yöneticisi ve Adalet Partili milletvekili Şevket Yılmaz ile Türk-İş’e bağlı Genel-İş Sendikası Başkanı ve CHP milletvekili Abdullah Baştürk’tü. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu da (TİSK) tasarıyı destekliyordu.

    274 sayılı Sendikalar Yasası’nı değiştiren tasarı 11 Haziran 1970 günü Millet Meclisi’nde 3,5 saat süren bir görüşme sonucunda jet hızıyla -230 oyla- kabul edildi. Çoğunluğu CHP’li 214 milletvekili oylamaya katılmamıştı.

    Türkiye İşçi Partili Milletvekili Rıza Kuas: “Çalışma Bakanı DİSK’in kapatılacağını Erzurum’da ilan etti… DİSK anayasal haklarını kullanarak direnecektir…”

    Tasarı neler getiriyordu? Diğer maddeler de önemli olmakla beraber en önemliler özetle şöyleydi:

    Bir sendikanın Türkiye genelinde faaliyet gösterebilmesi için, işkolunda sigortalı işçilerin üçte birini örgütlemesi barajı getiriliyordu.

    Konfederasyon faaliyeti gösterebilmesi için, bağlı sendikaların üye toplamının kendi işkollarındaki toplam işçi sayısının en az üçte biri kadar üyeye sahip olması şartı konulmuştu. Ve sendika üyeliğinden ayrılmak için tek tek noter karşısına çıkmak şartı isteniyordu.

    Teklifteki oranlar DİSK’in sahip olduğu üye sayının üstünde tespit edilmişti ve yasanın yürürlüğe girmesiyle DİSK tasfiye edilmiş olacaktı.

    Yasanın bu kadar çabuk ve kamuoyunda hiç tartışılmadan kabul edilmesi işçiler tarafından tepkiyle karşılanmıştı. DİSK ve bağlı sendikalar yasaya karşı tepkilerini nasıl dile getireceklerini belirlemek üzere yoğun toplantılar düzenlemiş ve 12 Haziranda DİSK Yönetim Kurulu toplantısından sonra Kemal Türkler yaptığı basın toplantısında şunları söylemişti:

    “AP, CHP ve Güven Partisi’nin oylarının birleştiği yeni tasarı sendika seçme özgürlüğünü yok etmektedir… Bundan sonra Türk-İş dışında bulunan sendikalara hayat hakkı tanınmayacaktır… Türk-İş’e tanınan sendika diktatörlüğü çalışma hayatına baskı, terör ve ızdırap getirecektir… Amaç DİSK’i kanunla bertaraf etmektir… Bizim talebimiz işçiye sendika seçme ve referandum hakkının tanınmasıdır… DİSK bu yasaya karşı anayasal haklarını sonuna kadar kullanacaktır…”

    cum3
    CHP Konya Milletvekili Sadi Koçaş: “Evet, İstanbul olayları bir ayaklanmadır. Ayaklanma daha başka nasıl olur?…”

    Tasarının mecliste kabulünden dört gün sonra 15 Haziran’da protesto eylemleri başlamıştı.

    15 Haziran 1970 günü DİSK’in çağrısına uyan işçiler, üç kol halinde İstanbul şehir merkezine doğru yürüyüşe geçtiler. Anadolu yakasında başlayan yürüyüş Kartal İlçesi’nden başlamıştı. İşçiler Ankara Asfaltı (E-5 karayolu) boyunca ilerlerken, kendilerine başka fabrikalardan da katılanlar oldu. Eylemler sırasında Başbakan Süleyman Demirel’in kardeşi Şevket Demirel’in ortağı olduğu Haymak Fabrikası önüne gelen işçiler fabrikayı işgal ettiler. Bunun üzerine Maltepe’deki 2. Zırhlı Tugay’a bağlı birlikler fabrikayı kuşattı. (O günlerde Başbakan Demirel’in kardeşlerine Ziraat Bankası’ndan açılan usulsüz krediler kamuoyunda büyük mali skandal olarak yankılanmıştı. Yolsuzluğun boyutu tartışılırken, Meclis’te Demirel’in dokunulmazlığının kaldırılması, 309 Adalet Partili milletvekilinin oyuyla reddedilmişti.)

    Diğer taraftan Tuzla ve Çayırova’daki işçiler de Gebze’ye doğru yürüyüşe geçmişler ve Ankara Asfaltı uzun süre trafiğe kapanmıştı. Göztepe dolaylarında ise Otosan Fabrikası işçileri ile DMO işçileri yürüyüşü başlatmış bu güzergâhtaki çok sayıda fabrika işçisi onlara katılmıştı.

    Bir başka yürüyüş kolu da Beykoz ve Paşabahçe’den Üsküdar’a doğru oluşmuştu.

    Avrupa Yakası’nda ise Bakırköy – Topkapı – Sağmalcılar güzergâhında yürüyüş yapıldı. Kâğıthane’de polisle çatışan işçiler gözaltına alınan arkadaşlarının bırakılmasını sağlamak için Eyüp Karakolu önünde protesto gösterisi düzenlemiş ve arkadaşlarının salıverilmesini sağlamışlardı. Aynı gün Bakırköy’deki fabrikalarda çalışan işçiler Londra Asfaltını trafiğe kapatırken, Levent bölgesindeki fabrikalardan çıkan işçiler Şişli, Taksim, Gümüşsuyu yönüne yürümüşlerdi. Yarımca bölgesinde ise İzmit’e doğru Good-Year ve Türk Kablo Fabrikaları işçilerinin yürüyüşü büyüyerek İzmit’e ulaşmıştı.

    Eylemlere ilk gün 70 bin işçi katılmıştı. 16 Mayısta işçiler yeniden üç koldan yürüyüşe geçti.

    Topkapı’da toplanan işçiler Aksaray, Cağaloğlu yönüne yürüdü. Burada yolları zırhlı birlikler tarafından kesildi. Topkapı’dan gelen ikinci işçi kolu sahilden Eminönü’ne ulaştı. İşçilerin Beyoğlu yakasına geçmelerini engellemek için valilik Galata ve Unkapanı köprülerini açtırdı, İstanbul’da bütün vapur seferlerini durdurdu.

    Mecidiyeköy-Levent bölgesindeki işçi yürüyüşü polis tarafından durduruldu. Burada da çatışma yaşandı ve barikatı aşan işçiler Taksim’e doğru yürüyüşe devam etti. Anadolu yakasında ise Otosan Fabrikası’ndan, Ankara Asfaltı’na ve Üsküdar’a doğru yürüyüşe geçtiler. Yolda polis barikatıyla karşılaştılar burada da polisle çatıştılar. Polisin silah kullanmasına karşın dağılmayan işçiler yollarına devam ettiler. İkinci yürüyüş kolu Kartal istikametinden gelen işçilerdi. Onları Fenerbahçe stadı önünde başka bir polis barikatı bekliyordu. Burada çıkan çatışmada çok sayıda işçi ve polis yaralandı. AP ilçe merkezi, polis araçları ve kaymakamlık binası tahrip edildi.

    İstanbul ve Kocaeli’nde “Sıkıyönetim”,  geceleri “sokağa çıkma yasağı”…
    İstanbul ve Kocaeli’nde “Sıkıyönetim”, geceleri “sokağa çıkma yasağı”…

    16 Haziran’daki işçi eylemine 150 bin işçi katılmıştı. 70 bağımsız sendika Ankara’da bir forum düzenleyerek DİSK’i desteklediklerini açıkladılar. CHP içinde çok sayıda milletvekili, işçinin sendika seçme özgürlüğünün kısıtlanamayacağı açıklaması yaptılar. Eylemlere DİSK üyeleri yanında örgütlü ya da tek tek yüzlerce Türk-İş üyesi işçi de katılmıştı. Türkiye İşçi Partisi, işçi direnişinin yanında olduğunu açıklamıştı. Eylemlere devrimci gençlik örgütleri büyük destek vermişlerdi. Türk-İş yönetimi ise olayları “komünist ayaklanma” olarak nitelemiş ve kanunu savunacaklarını açıklamıştı.

    İki gün süren olaylar sonunda Yaşar Yıldırım, Mustafa Bayram, Mehmet Gıdak adındaki işçiler, Yusuf Kahraman adlı polis, Abdurrahman Bozkurt adlı sivil vatandaş hayatını kaybetti. 200’ü aşkın işçi yaralandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı. Ankara’da DİSK ve Maden-İş binası saldırıya uğradı, tahrip edildi, yağmalandı.

    16 Haziran akşamı İstanbul ve Kocaeli’nde sıkıyönetim ilan edildi. Gece sokağa çıkma yasağı konuldu. İşçi semtleri devlet teröründen nasibini aldı. Olayların sorumlusu ilan edilen -Genel Başkan dâhil- 21 DİSK yöneticisi gözaltına alındı. İstanbul’un bazı sanayi bölgeleri askeri birliklerce denetim altına alındı.16 Haziran’ı izleyen birkaç gün içinde 4000’i aşkın işçi işten atıldı. Eylemlere katılan ve işten çıkarılan işçilerin isimleri, soyadları, sigorta sicil numaraları, ana-baba adları, “Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun” İşveren Dergisi’nde kara liste olarak yayımlandı ve bu işçiler uzun süre herhangi bir fabrikaya alınmadı.

    Bunalımın yükü emekçilere…
    Bunalımın yükü emekçilere…

    Senatoda küçük değişikliklere uğrayan yasa Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından onaylanarak, 12 Ağustosta yürürlüğe girmişti. Türkiye İşçi Partisi ise söz konusu yasa değişikliklerini Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini açıkladı ve iptal davası açtı. İki gün süren büyük eylemlerden sonra CHP’de yasa aleyhine seslerini yükseltenler çoğaldı. Bir iptal davası da CHP tarafından açıldı.

    15-16 Haziran işçi eylemleri, 274 Sayılı Sendikalar Kanunu’nun yasalaşmasını engelleyemedi, ancak Hükümetin aynı anda Meclis’e sevk ettiği, 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununudeğiştirecek tasarının Meclis gündemine girmesini engellemişti. (274 Sayısı yasa da, Anayasa Mahkemesi tarafından -bu kanunun önemli maddeleri- anayasaya aykırı bulanarak 9 Şubat 1971’de iptal edilmiştir.)

    1960-70 yılları; Türkiye’deki iktidar bloğu içinde, sanayi burjuvazisinin asıl ağırlığı elinde bulunduran güç haline gelmeye başlaması, işçi sınıfının da ilk kez siyaseti belirleyen nicel ve nitel bir güç olarak ortaya çıkacağı tarihsel bir dönemin başlangıcı olmuştu.

    1970’lere gelindiğinde Türkiye ekonomisi ciddi bir ekonomik bunalımla karşı karşıya kalmıştı.

    Nitekim aynı yıl Hükümet, Cumhuriyet tarihinin en büyük devalüasyonlarından birini gerçekleştirerek Türk parasının değerini %40 oranında düşürmüştü. Ekonomik bunalım; işçiler, üniversite gençliği, köylüler ve diğer sabit gelirli grupların protestolarına neden olmuş, kitlesel bir muhalefet yükselmeye başlamıştı. Adalet Partisi Hükümeti, toplumsal muhalefetin böyle yükseldiği bir dönemde, muhalefeti baskı altına alarak etkisiz kılmanın yollarını aramıştı. Seçim sistemini değiştirerek Türkiye İşçi Partisi’nin Meclis’teki etkinliğini kırmış, Sendikalar Yasası yoluyla da hızla büyümekte olan DİSK ve bağımsız sendikacılığın önüne geçmek istemişti.

    1968’lerden sonra işçi sınıfının en bilinçli ve militan kesimlerinin DİSK bünyesinde vermeye başladığı kararlı mücadele, DİSK’i, –burjuvazinin- ve hükümetin ana hedefi haline getirmişti.

    Emek tarihimize damga vuran, 15-16 Haziran eylemleri böyle bir sürecin sonucuydu.

    Kaynaklar:

    Dönem Basını

    Kemal Sülker, Türkiye’yi Sarsan İki Uzun Gün, V Yayınları, Ankara 1987

    M. Şehmus Güzel, İşçi Tarihine Bakmak, Sosyal Tarih Yayınları, İstanbul 2007

    Yıldırım Koç, Türkiye İşçi Sınıfı Tarihinden Yapraklar, Ataol Yayıncılık, İstanbul 1992

    Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı-Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul 1998

    Sungur Savran, Türkiye’de Sınıf Mücadeleleri, Kardelen Yayınları, İstanbul 1992

    Yorumlar

    banner