DPB’nın...

DPB’nın TİS Görüşmelerine Katılacak Sendikal Heyeti Belirleme Yetkisi Yok – Aziz Çelik

Devlet Personel Başkanlığı’nın TİS görüşmelerine katılacak sendikal heyeti belirleme yetkisi yok. Böyle bir yazı yazmak DPB’nin haddi değil. Yazı, hukuka aykırı ve yok hükmünde.

Kamu görevlilerinin 4. Dönem Toplu İş Sözleşmesi görüşmeleri daha başlamadan büyük bir hukuksuzluk ve keyfiliğe sahne oldu. Devlet Personel Başkanlığı (DPB), 28 Temmuz 2017 tarihinde KESK’e gönderdiği skandal niteliğindeki yazıda, toplu sözleşme görüşmelerine katılacak heyet üyelerinin bir bölümünün KHK ile kamu görevinden çıkarıldığı gerekçesiyle değiştirilmesini istedi. Devlet Personel Başkanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu; dolayısıyla bu yazı DPB adına yazılmış olsa da Bakan’ın sorumluluğunda olan bir yazı. Böylece eski sendika başkanı olan yeni Bakan, atanmasının haftasında sendikal hak ve özgürlüklere ağır bir saldırı anlamına gelen hukuksuz ve skandal bir uygulamaya imza attı.

Sendikalar Bakanlığın bürosu değil
Söz konusu yazı ve uygulama hukuksuzdur, keyfidir, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleme Kanunu ile Anayasa ve ILO sözleşmelerine açıkça aykırıdır. Bu yazı sendikaları Bakanlığın ve Devlet Personel Başkanlığı’nın bürosu zanneden vesayetçi bir zihniyetin ürünüdür. Önce yazıdaki ağır bir gafın altını çizelim. Yazıda KHK ile ihraç edildikleri belirtilen beş temsilciden üçü KHK ile ihraç edilmiş değil. Dahası yazıda belirtilen iki isim KESK’te uzman olarak çalışmakta ve kamu görevlisi değil. Yazıdaki bu saçmalığı bir kenara bırakarak yazının hukuksuzluklarını tane tane anlatalım.
Önce 4688 sayılı yasaya aykırılıklardan başlayalım. Devlet Personel Başkanlığı’nın toplu sözleşme görüşmelerine katılacak sendikal heyeti belirleme konusunda bir yetkisi yok. Böyle bir yazı yazmak DPB’nin haddi değil. DPB kendisine mevzuat ile tanınmamış bir yetkiyi kullanarak anayasal bir hakka müdahale etmiştir. Kanunun 29’uncu maddesine göre “Toplu sözleşme görüşmelerine kamu idaresi adına Kamu İşveren Heyeti, kamu görevlileri adına Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti katılır.” Kamu heyetine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı başkanlık eder.

Kanun, sendika heyetinin bileşiminin nasıl olacağını da düzenlemektedir: “Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti, bağlı sendikaların toplam üye sayısı itibarıyla en fazla üyesi bulunan konfederasyonun Heyet Başkanı olarak belirleyeceği bir temsilci ile her bir hizmet kolunda en fazla üyeye sahip kamu görevlileri sendikaları tarafından belirlenecek birer temsilci, bağlı sendikaların üye sayıları esas alınmak kaydıyla toplam üye sayıları itibarıyla birinci, ikinci ve üçüncü sırada bulunan konfederasyonlar tarafından belirlenecek birer temsilci olmak üzere on beş üyeden oluşur.” Ayrıca yasanın 31’inci maddesine göre sendika heyetinin toplam sayısı on beşi geçmemek üzere belirleyeceği temsilciler, toplu sözleşme görüşmelerine teknik heyet olarak katılabilirler.

Görüldüğü gibi, kanunda heyetin bileşiminin DPB veya Bakanlığın onayına tabi olduğuna ilişkin hiçbir kural yoktur.

Konfederasyonlar kanunda belirtilen sayılarla sınırlı olarak istedikleri isimleri heyet üyesi olarak tespit edebilirler. Öte yandan heyette yer alanlarının yönetici sıfatlarını tartışmak DPB’nin işi değildir. Haklarında kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak yöneticilikleri düşmediği sürece sendika yöneticilerinin sıfatları idare tarafından tartışılamaz. Seçilmiş, mazbatalarını almış ve görevleri başında olan sendikacıların durumunu sorgulamak idari bir kurumun işi değildir, haddi değildir. DPB ve Bakanlık kendini yargı yerine koyamaz. DPB toplu sözleşmede sekretarya görevi yapan bir kurumdur, vesayet veya onay makamı değil.
DPB yetkilileri Türkiye’de sendikaların izinle kurulduklarını ve izinle faaliyet yürüttüklerini sanıyor olabilir. Onlara hatırlatmak lazım; Türkiye’de sendikal faaliyet izne tabi değildir, sendikalar Bakanlığın birer bürosu değildir.

Sendika sözleşmeye istediği heyetle katılır
Daha da vahimi, söz konusu yazı Anayasa’nın ve Türkiye’nin onayladığı uluslararası sözleşmelerin ihlali anlamına gelmektedir. İdari bir makam olan DPB, Anayasa’nın 51 ve 53’üncü maddelerinin amir hükümlerine aykırı uygulama yapamaz. Bir sendikanın toplu iş sözleşmesi görüşmelerine hangi heyetle katılacağı kendi iç işidir. İdarenin buna müdahale etmesi, sendika ve toplu sözleşme hakkının özünü ortadan kaldırır. Sendika ve toplu sözleşme hakkı anayasal güvenceye bağlanmış haklardır, idari kararla ortadan kaldırılamaz.

DPB’nin (Bakanlığın) yazısı Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi ile 98 sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi ve ILO denetim organı kararlarına açıkça aykırıdır. Onaylanmış ILO sözleşmeleri Anayasa’nın 90’ıncı maddesi gereğince doğrudan uygulanması gereken belgelerdir.
87 sayılı sözleşmenin 3’üncü maddesine göre, “Çalışanların ve işverenlerin örgütleri tüzük ve iç yönetmeliklerini düzenlemek, temsilcilerini serbestçe seçmek, yönetim ve etkinliklerini düzenlemek ve iş programlarını belirlemek hakkına sahiptirler. Kamu makamları bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak nitelikte her türlü müdahaleden sakınmalıdırlar.”

98 sayılı sözleşmenin 2’nci maddesine göre çalışan ve işveren örgütleri, gerek doğrudan doğruya, gerek temsilcileri veya üyeleri yoluyla birbirlerinin kuruluşları, işleyişleri ve yönetimlerine müdahalede bulunamazlar. DPB ve Bakanlık aynı zamanda kamu görevlilerinin işvereni durumundadır. DPB yazısı sadece devletin değil, işverenin de toplu sözleşme hakkına müdahale etmesi anlamına gelmektedir.

Uluslararası hukuka göre, sendikaların toplu sözleşme müzakerelerine hangi heyetle katılacağı sendikal hakların ayrılmaz bir parçasıdır. Nitekim ILO Sendika Özgürlüğü Komitesi (SÖK), sendikaların toplu sözleşme görüşmelerine katılacak temsilcilerini kamu otoritesinin müdahalesi olmadan serbestçe seçme hakları olduğunu karara bağlamıştır (ILO SÖK Case no 1910, ILO Freedom of Association Digest, paragraf 984). Sendika Özgürlüğü Komitesi, ILO’nun sendikal özgürlüklerle ilgili özel denetim organıdır ve kararları sendika hakkı ve özgürlüğü konusundaki içtihat niteliğindedir. Bu nedenle SÖK kararları, taraf ülkeler açısından sözleşme hükümleri gibi uyulması gereken hukuk kurallarıdır.

Sonuç olarak söz konusu DPB yazısı, hem ulusal hem de uluslararası hukuka aykırı ve yok hükmünde bir karardır ve derhal geri çekilmelidir.

Geçen haftaki yazımda yeni Bakan Jülide Sarıeroğlu için, “Umarız sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılması için çaba sarf eder, sendikalar arasında kayırma yapmaz. Zaman kendisini imtihan edecek” demiştim. Zamanın imtihanı çok hızlı oldu. Hak-İş’te uzmanlık ve sendika yöneticiliği yapmış olan çiçeği burnunda Bakan’ın ilk icraatı; sendikal özgürlüklere ağır bir saldırı, tam bir hukuksuzluk ve ayrımcılık olan bir uygulamaya imza atmak oldu. Yeni Bakan ne CV’sinde yer alan sosyal diyalog anlayışına, ne Anayasa’ya ne de Bakan olarak hükümeti temsil edeceği ILO’nun standartlarına uygun davrandı. Şaşırdık mı? Hayır. Müktesebat dediğin lafı güzaf, ayinesi iştir kişinin! (BirGün)

Yorumlar