Basında Emek Haberleri

Birleşik Metal-İş Sendikası yaptığı açıklamayla gece postalarında çalışma süresini ve kadınların gece postalarında çalışmasını düzenleyen yönetmeliklere tepki gösterdi. Açıklamada hükümete “Kadınları ev ile iş arasından tercih yapmak zorunda bırakacak politikalardan vazgeç” çağrısı yapıldı.

Kadınları iş hayatına katılımının önündeki en büyük engellerden olan çocuk bakımı, yaşlı bakımı gibi yüklerin azaltılması çalışma yapmayan hükümetin çalışan kadınların çalışma sürelerini uzatma yoluna gittiği ifade edilen açıklamada, “Son yayımlanan yönetmelik değişikliği ile kadınların görece yoğun olduğu turizm, güvenlik ve sağlık hizmetlerinde 7.5 saatten fazla çalıştırmanın önü açıldı. Aynı şekilde, yayımlanan diğer yönetmelikle, turizm, güvenlik ve sağlık işlerinin gece postalarında 7.5 saat üzeri çalışma düzenlenmiş oldu. Sadece gece postaları değil, bu üç iş kolunda taşeron çalışmalarında 24 saat içinde iki posta halinde çalışmanın da önü açılmış oldu” dendi.

Yasa maddesinin yönetmeliği hazırlanırken kadınlar için istisnanın korunmadığına dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Sağlığa zararlı ve iş güvenliği açısından riskleri arttıran, insanın doğasına aykırı gece çalışma sürelerinin kısaltılması esas olmalıyken bu süreler kadınlar için de uzatıldı.” Yapılan değişiklikle, ev ile işi arasında kalan kadının yükü artacağı belirtilen açıklamada “2010-2015 yılları arasında, 1 milyon 100 bin kadının çocuk ve yaşlı bakımı için işini bıraktığını araştırmalar ortaya koyuyor. Kadınları ev ile iş arasından tercih yapmak zorunda bırakacak politikaları hayata geçirmek yerine, kreş açarak, yaşlı bakım evleri kurarak, sosyal koruma adı altında önlemleri arttırarak kadınların omuzlarındaki yükün alınması gerektiğini bir kez daha tekrar ediyoruz” dendi.

ILO ve Çalışma Bakanlığının iş güvenliği konusunda yaptığı araştırmaya katılan hakimlere göre işsiz kalma korkusu nedeniyle işçiler, işyerinde olası tehlike durumlarında iş bırakma haklarını kullanamıyor. Hakimler önlerine gelen vakaların hiçbirinde işçilerin iş bıraktığını görmediklerine dikkat çekiyor.

Evrensel’den Tamer Arda Erşin’in haberine göre Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) “İş Güvenliği Uzmanlarının Görev ve Sorumluluklarının Yürütülmesi ile ilgili Araştırma”sına katılan hakimler, karşılarına gelen vakaların hiçbirisinde İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 13. maddesinde yer alan işçinin tehlike durumunda işten kaçınma hakkının kullanıldığını görmediklerini belirttiler. Hakimlere göre bu hakkın kullanılmama nedeni, işten atılma korkusu, yüksek işsizlik oranları, eğitim eksikliği, sendikal hareketin zayıflığı, işçilerin sendikalara olan güvensizliği ve denetimlerin eksikliği.

İŞÇİLER SENDİKALARDAN UZAK TUTULUYOR

Araştırmaya katılan bir hakim, şunları söylüyor: “Uygulaması yok ne yazık ki. İş Kanunu 34. maddesi ücreti ödenmeyen işçi çalışmaktan kaçınabilir diyor. Ancak kimse bunu yapamıyor. Bu durumun başlıca nedeni işsizliğin çok yüksek oranda olması. Bulduğu işi ne pahasına olursa olsun kaybetmek istemiyor işçi. Eğitim eksikliği de başka bir neden. Bazı çalışma alanlarında riskler görünür bile değil. Önlemler yetersiz, kanun uygulanmıyor. 13. maddede ciddi ve yakın bir tehlike diyor. Genelde görünmez oluyor tehlikeler. Bir de sendikaların devrede olması gerekir. Denetimli kişiler denetlemeye gittiklerinde sendikadan da bir kişinin orada olması ve görüşlerini bildirmesi gerekir. Ne yazık ki, işçiler sendikaların uzağında tutuluyor.”

Araştırmaya katılan hakimler, İSG mevzuatı konusunda yeterli bilgileri olmadığını ifade ederek, “İş yoğunluğunun fazlalığı da hakimler tarafından kendilerini bu konuda geliştirmenin önünde bir engel” dediler. Hakimler, İSG mevzuatının çok detaylı ve karmaşık olduğundan şikayet ederek, uygulamada zorluklar yaşadığını görüşleri arasına eklediler. Bu konuda bir hakim şöyle konuştu: “Doğrudan bir kez uygulama şansım oldu. İş kazasına bağlı maddi ve manevi tazminat önümüze geldi. Heyet olarak inceledik. İş kazası tanımlarına baktık. Ne gibi işlemler yapıldığını gördük. Kurumların, ölünün yakınlarına bağladığı bilgilere ulaştık. Kusur raporu konusunda neler yapılabileceğini araştırdık. Hesap raporunu sonuçlandırdık. Kanun tanımlarını ve bu tanımların ne anlama geldiğini inceleme şansımız oldu. Ancak daha pratik, kesin ve kısa sonuçlara ihtiyacımız var. Daha kısa sürede çözümlememiz lazım. Hesapların ayrıntıları çok fazla, sadeleştirilmeleri gerekir.”

Sakarya’nın Hendek ilçesinde iş cinayetinde hayatını kaybeden ve yaralanan mevsimlik tarım işçilerinin yakınları yaşananlara tepkili. Sadece taşıma değil yaşama ve çalışma koşullarının da insanlık dışı olduğunu söyleyen aileler, önlem alınmasa ölümlerin süreceğine dikkat çekiyor.

Evrensel’den İnanç YILDIZ ve Fırat TOPAL’ın haberine göre 50 yaşındaki Şengül Akman, 39 yaşındaki Çiçek Çapat, 15 yaşındaki Bahar Çağatay, 38 yaşındaki Faruk Boz, 54 yaşındaki Bedirhan Çağatay, 13 yaşındaki Nildanur Akman ve 18 yaşındaki Gülistan Boz Sakar’ya Hendek’te mevsimlik tarım işçisi olarak çalışırken can verdi. 9 işçi de yaralandı. Hayatını kaybedenler için Mardin’in Kızıltepe ilçesinde kurulan taziye yerindeyiz. Hayatını kaybeden işçilerin yakınları da genellikle mevsimlik işçi. İşçiler, ölümlerden sonra hatırlanmaya tepki göstererek, hallerinin, çalışma koşullarının ölmeden önce sorulmasını ve tedbirlerin alınmasını istiyor.

KOŞULLARIN İYİLEŞTİRİLMESİ ŞART

İlk olarak Bedirhan Çağatay’ın yakınlarından Mustafa İldem ile konuşuyoruz. İldem, “Gittiğimizde ya çadırda kalıyoruz ya da oturulmayacak bir evde, yeme, içme tüm masraflarımızı da biz kendimiz karşılıyoruz. Minibüs tutup gidiyoruz, 17 kişilik minibüse 22 kişi bindirildiğimiz zamanlar oluyor. Sigortamız yok, çalışmaya giderken yolda ölsek ne olacak? Bir daha ölümler yaşanmasın, diye tarım işçilerinin her şeyi denetlenmelidir, işçilerin çalışma koşulları da iyileştirilmelidir” diyor.

Mehmet ÇağatayMehmet Çağatay

HEP KASALARDA GİDİYORLAR

Hayatını kaybeden 15 yaşındaki Bahar Çağatay’ın abisi ve Bedirhan Çağatay’ın oğlu olan Mehmet Çağatay, bu sene ailesiyle beraber gitmediğini söylüyor ve ekliyor: “Traktörün freni takılı kalıyormuş. Kazadan bir gün önce bizimkiler söylemiş. ‘Bugün idare edin yarın yaparız’ denmiş. Geçtiğimiz senelerde ben de oraya gidiyordum. Oranın her tarafı yokuştur. Traktörün freni tutmayınca bazı yakınlarım atlıyor. Traktör de ağaca çarparak duruyor. O anda 7 kişi hayatını kaybediyor. Oralarda genelde işe pat pat denilen araçlarla ve traktörle gidiyoruz, bazen de yürüyerek gidiyoruz.”

Gençliğinden bu yana mevsimlik işçilik yaptığını vurgulayan Mehmet Çağatay, “Fındık toplamaya ağustos başında gidip genelde eylülün sonralarına doğru geliyoruz. Yılın geri kalan zamanında da iş olursa inşaatta çalışıyoruz. Bu iş de  düzenli olmuyor bir gün iş var, bir gün yok. Buralarda iş imkanı olsa gitmeyiz oralara. Şimdi ne sigortamız var ne bir şeyimiz var. Sadece yeşil kartımız (GSS) var” diyor.

KANUNA GÖRE…

Çalışmaya gittikleri yerlerde insanca yaşabilecekleri bir yaşam alanlarının da olmadığını dile getiren Çağatay, “Mera gibi bir yer var. Çadırları sıra sıra diziyoruz. Banyo desen yok. Banyo nasıldır, üç dört tane ağaç çakıyorsun. Etrafına bir bez veya branda çeviriyorsun. Öyle duş alıyorsun. Affedersiniz lavabo da aynı öyle. Genelde çadırlarda, ahşap ve inşaat halinde değişik yerlerde kalıyoruz. Kanuna göre tuvaleti banyosu içinde olan konteynerlerin kurulması gerekiyor. Ama orada öyle bir şey yok” diye ekliyor.

AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYORLAR

Fındık toplamaya gittikleri yerlerde  rahatça dolaşamadıklarına söylüyor Çağatay: “Bazen ana dilimiz olan Kürtçe konuştuğumuz için sıkıntı yaşıyoruz. Gittiğimiz yerlerde bir iki tur atarız. Üçüncüyü atamayız. Hemen karşımıza çıkıyorlar, ‘Ne işin var burada, niye geziyorsun’ diyorlar. Ailemle de gezsem aynı durumu yaşıyoruz.”

‘BİR GÜN YANIMIZA GELMEDİLER’

Kaymakamlığın sadece ne kadar yevmiye alacaklarını belirlediğine dikkat çeken Çağatay, şunları kaydediyor: “Yevmiyeler dışında da yakınlarımızı kaybettikten sonra yetkililer arıyor ‘Başınız sağ olsun. Bizim acımız sizin acınızdan daha büyüktür’ diyorlar ama orada o şartlarda çalışırken bir gün olsun yanımıza gelip halimizi hatırımızı sormuyorlar. Ancak yakınlarımız öldükten sonra numaramızı nereden bulmuşlar bilmiyorum ama arıyorlar. Demek, isteseler daha önce de bize ulaşabilirlermiş. Bu kazalar, ölümler olmadan önce önlemler alınmalıdır. İçimiz yanıyor. Sadece ‘başınız sağ olsun’ diyorlar. Onların da başı sağ olsun o zaman ne diyelim.”

BAHAR, PARA KAZANIP OKULA GİDECEKTİ

Kazada hayatını kaybeden 15 yaşındaki Bahar Çağatay’ın yengesi Zeynep Çağatay şunları kaydediyor:”Geçen yıl durumları iyi olmadığı için Bahar TEOG’dan iyi puan almasına rağmen okula gidemedi. Çünkü servis parası, kitap alacak parası yoktu. Bahar bana ‘Her gün aynı kıyafetle mi okula gideceğim. Çalışıp para biriktirip öyle okula gideceğim’ diyordu.”

Mesna ÇurMesna Çur

‘YARALILARIN YANINA BİLE GİDEMİYORUZ’

44 yaşındaki teyzesi Mesna Çur, 15 yıl fındık toplamaya gittiğini söylüyor: “Derme çatma bir evde ya da çadırda kalıyorduk, yemeği ateşte pişiyor, suyu ateşte ısıtıyorduk çalışanların yıkanması için, giysilerini elde yıkıyorduk. Kimsenin gelip sorduğu yoktu. Her bahçe sahibi, işi bittiğinde bir saat bile idare etmez, eşyalarımızı toplatır, bize ‘Hemen gidin’ derdi.  Ekmeğimiz için, çocuklarımızın geleceği için gidiyoruz. Yine de maddi yetersizlikten dolayı çocuklarımın çoğu okul okuyamadı. Hastanede yatan çocuklarımızı gidip görme imkanımız dahi yok. Cenazeleri gören çocuklarımızın psikolojileri bozuldu. 7 can gitti, bu insanların hayalleri yok muydu?”

Bahyettin ÇurBahyettin Çur

‘ALLAH RAZI OLSUN, DEMEKLE BİTMİYOR’

Kazadan sonra kaymakamından bakanına kadar devlet yetkililerinin kendilerini aradığını söyleyen Bahyettin Çur, “Yaralılarımızla, cenazelerimizle ilgilendiler. Sık sık taziyeye geldiler. Olaydan sonra arayıp ‘Sizden çok daha üzgünüz. Biz ne gerekiyorsa yardımcı olacağız’ dediler. Allah razı olsun ama bununla bitmiyor. Bizim beklentimiz bu insanlara ölmeden önce sahip çıkılmasıdır. Bedirhan Çağatay gitti. 12 kişilik aile onun eline bakıyordu. Şimdi ailesi çaresiz. İnsanları kaybettikten sonra yapılacak çok şey yok. Önemli olan kazanın önünü kesmek” dedi.

İbrahim Çapatİbrahim Çapat

‘ARTIK BAŞKALARININ CANI YANMASIN’

Eşi Çiçek Çapat’ı kaybeden ve kızı Songül ile oğlu Baver yoğun bakımda olan İbrahim Çapat, “Burada fazla iş imkanı yok. Ekmeğimizin peşinde koştuğumuz için oralara çalışmaya gidiyorduk. Toplam 30-40 gün çalışıp geliyorduk” diyor. İş bittikten sonra kendilerine düşman gibi bakıldığı söyleyen Çapat, “Kahveye gittiğimizde doğudan geldiğimiz için Kürt olduğumuz için düşman gibi bakıyorlar” diyor. Orada insanca yaşayamadıklarını dile getiren Çapat, şunları ekliyor: “Öldükten sonra da bakan bey aradı. ‘Dedim bakan bey ben eşimi kaybetmişim.’ Sadece ‘Biz sizden daha çok üzgünüz’ dediler. Facia yaşanmadan önce önlem almanız gerekiyordu. Bu kadar insan traktörle nasıl taşınır? Sadece bizim başımıza gelen bir olay değil ki sürekli böyle kaza oluyor. Bundan sonra sahip çıkılmasını, önlem alınmasını istiyorum. Benim başıma geldi, başkasının başına gelmesin, başka canlar yanmasın” dedi.


‘ZARURETEN TRAKTÖRLE TAŞINIYOR’ SÖZÜ MECLİS GÜNDEMİNDE

HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp, 7 tarım işçinin can verdiği iş cinayetine ilişkin Sakarya Valisi İrfan Balkanlıoğlu’nun sarf ettiği “Zaruretten böyle yakın tarlalar arası traktörle gidiyorlar” sözlerini Meclis gündemine taşıdı. Çalışma Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun yanıtlaması talebiyle soru önergesi veren Yiğitalp, şu sorulara yanıt istedi: “Son 14 yılda kaç mevsimlik işçi iş cinayeti nedeniyle hayatını kaybetmiştir? Kaç çocuk işçi hayatını kaybetmiştir? 24. yasama döneminde kurulan Mevsimlik Tarım İşçilerinin Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun çalışmaları neticesinde mevsimlik tarım işçilerinin sorunları ve geliştirilen çözüm önerileri mart 2015’te yayımlanan raporla sunulmuştur. Bu raporda yapılan önerilerin kaçı hayata geçirilmiştir? Sakarya Valisi İrfan Balkanlıoğlu’nun yaşanan vahim olay sonucu yaptığı açıklama hükümetinizin mevsimlik işçilere bakışını mı yansıtmaktadır?”

3,2 milyon kamu emekçisi ve 1,9 milyon emekliyi ilgilendiren toplu sözleşmede sefalet ücreti üzerinde anlaşma sağlandı. İmzalar 11.00’de atılacak.

Hürriyet’te yer alan habere göre, toplam 3 milyon 200 bin kamu emekçisi ile 1 milyon 900 bin memur emeklisine; 2018-2019 yılında yapılacak zam oranları için toplu sözleşme görüşmelerinde gece yarısından sonra anlaşma geldi. Hükümet son teklifini 2018 yılı için ilk altı ay yüzde 4, ikinci altı ay yüzde 3.5, 2019 yılı için ilk altı ay yüzde 4, ikinci altı ay yüzde 5 olarak açıklarken; Memur-Sen bu teklifin müzakereye açık ancak imzaya kapalı olduğunu belirtti. Yapılan anlaşma ise, 3.5 +4+4+5 oranları üzerinden gerçekleşti.

Kamu toplu sözleşme görüşmelerinin son gününde hükümetin yeni teklifini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu açıkladı. İlk tekliflerini 2018 yılı ilk altı ay için yüzde 3, ikinci altı ay için yüzde 3, 2019 yılı için de ilk altı ay yüzde 3, ikinci altı ay için yüzde 3 olarak yaptıklarını belirten Sarıeroğlu, sonraki süreçte sendikalarla diyaloglarının devam ettiğini dile getirdi.

Sarıeroğlu, “Bu sırada teklifimizi güncellemiştik. Ara değerlendirme sonrasında teklifimizi; 2018 yılın ilk altı ayı için yüzde 3.5 ikinci altı ayı için yüzde 3.5, 2019’un ilk altı ayı için yüzde 3.5, ikinci altı ayı için yüzde 3.5 şeklinde revize ettiğimizi heyetimizle paylaşmıştık” dedi.

Sarıeroğlu, şöyle devam etti: “80 milyon vatandaşımızın da menfaatleri doğrultusunda son teklifimizi Kamu İşveren Heyeti olarak oluşturduk. Bu bağlamda teklifimiz; 2018’in ilk altı ayı için yüzde 3,5 ikinci altı ayı için yüzde 3.5, 2019’un ilk altı ayı için yüzde 4, ikinci altı ayı için yüzde 5 şeklinde belirlenmiştir. Az önce gerçekleştirdiğimiz toplantıda bu teklifimizi, Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti Başkanımıza illetim. Bundan sonraki aşamada kendileri değerlendirmelerini gerçekleştirecekler.”

‘İYİ BİR TEKLİF VERDİK’

Açıkladıkları rakamların kendileri için son teklif niteliğinde bulunduğunu belirten Sarıeroğlu’nun ardından Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın teklifi değerlendirdi. “Elimize kalemi veriyor ama içine mürekkebi koymuyor” diyen Yalçın, “Dolayısıyla bu teklifin kalemi verdiği gibi mürekkebi de içine koyması gerektiği açık. Teklif, adaletin kapısını aralıyor ama kalkınmanın kapısını aralamıyor. Bu teklif kalkınmanın kapısını da aramalı” dedi.

Teklifin müzakere edilebilir olduğunu söyleyen Yalçın, “Bir tek amacımız var, üzüm yemek. Bağcı dövmek gibi bir derdimiz yok. Biz bu ülkenin sevdalısıyız. Hakeme zorlanmak gibi bir süreci yaşamak istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

YARIM PUAN ARTIRILDI

Mevzuata göre, 21 Ağustos’a kadar hükümetle memur sendikaları arasında uzlaşma sağlanmazsa, hakem kurulu devreye giriyor. Memur-Sen “21 Ağustos sabah mesai başlayana kadar süreç devam edebilir” şeklinde yorumlayınca, görüşmelerin sabaha kadar sürmesinin yolu açıldı. Gece yarısından sonra ise, hükümetin teklifinde 2018 yılı ikinci yarısı için yarım puanlık artış yapıldı ve mutabakat açıklandı.

Suriye’de yaşanan iç savaştan kaynaklı Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan mültecilerin yanı sıra Kürt illerinde var olan ekonomik sıkıntılardan dolayı da binlerce insan tarım arazilerinde çalışmak için yüzlerce kilometrelik yolları kat ederken, bu yollarda yaşadıkları kazalar sonucu hayatlarından oluyor.

DİHABER’in haberine göre özellikle son zamanlarda Batı Karadeniz ve Doğu Marmara illerine fındık toplamak için gelen mevsimlik tarım işçilerinin ölüm nedeni, çalıştıkları araziye uygun olmayan araçlar ve uygunsuz yollarla götürülürken yaşanan kazalar. Bunun son örneği ise Sakarya’nın Hendek ilçesinde fındık işçilerini taşıyan traktörün devrilmesi sonucu 7 kişi yaşamını yitirmesi ve 9 kişinin ise yaralanması oldu.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin verilerine göre, 2017’nin ilk 7 ayında en az 190 tarım işçisi yaşamını yitirdi. Meclis, 2016 yılında da en az 389 tarım işçisinin yaşamını yitirdiğini açıklamıştı.

‘MECBUR ÇALIŞIYORLAR’

Mevsimlik tarım işçilerinin çoğunluğunun bölge illerinden gelen yoksul insanların olduğu ve kötü koşullar altında çalıştırıldığı biliniyor. Bölgedeki insanların aşırı derecede yoksul ve topraksız olduklarını kaydeden İSİG Meclisi’nden Murat Çakır, kültürel ve ekonomik gibi her türlü baskı ile karşılaşınca da bir şekilde çalışmak zorunda kaldıklarını ifade etti.

‘KADER DEĞİL’

Sakarya’da yaşamını yitiren işçilerin ölümlerinin kader olmadığını belirten Çakır, “Devlet sözde 2011 yılında da tarım işçileri ile ilgili bir genelge çıkardı. Bir sürü şey yazıyordu; ama o genelge öylece duruyor. Başbakan Binali Yıldırım da geçen sene açıklamıştı ‘Artık mevsimlik tarım işçileri ölmeyecek. Bunun önlemini alacağız’ diye. Ama Ağustos ayında Sakarya dışında da bölgeden gelen birçok mevsimlik işçi yaşamını yitirdi” dedi.

‘İŞÇİLERİN SORUNU KANGRENE DÖNÜŞTÜ’

İşçilerin günde sadece 60 TL’ye çalıştırıldıklarını dile getiren Çakır, bunun da barınma, beslenme gibi temel ihtiyaçlarının ilkel bir sömürü aracı olduğunu söyledi. Özellikle tarım işçilerinin ölümlerinin büyük bir bölümünün traktörlerden yola savrulmalardan oluştuğunu aktaran Çakır, “Traktörde insan taşımak yasak olmasına rağmen Sakarya Valisi, ‘Bölgede bu tür şeyler oluyor. Römorka çok binmişler’ diyor. Römorka az binmek ile çok binmek diye bir şey yok” diye konuştu. Devletin mevsimlik tarım işçilerinin ulaşımını ve barınmasını sağlaması gerektiğini ifade eden Çakır, ancak buna göz yumduğunu ve Türkiye’de işçi ölümlerinin kangrene dönüştüğünü söyledi.

7 AYDA 190 TARIM İŞÇİSİ ÖLDÜ

2017 yılının ilk 7 ayının işçi ölümlerinin verileri şu şekilde: Ocak’ta en az 161, Şubat’ta en az 126, Mart’ta en az 148, Nisan’da en az 145, Mayıs’ta en az 146, Haziran’da en az 164, Temmuz’da ise en az 205 işçi.

7 ayda yaşamını yitiren bin 95 işçiden en az 190’ı tarım işçisi olarak kayıtlara geçti.

Ülkedeki en büyük KOBİ yapılanması ve iş dünyası çatı örgütü tarafından yapılan bir araştırma, hayatın tüm alanlarında olduğu gibi çalışma alanında görünmeyen bir elin kadını toplum dışına ittiğini, eve kapanmaya mahkum ettiğini ortaya koydu. Bu araştırmaya göre 2015’te, eşinin çalışmasını isteyenlerin sayısı 2007’ye göre yarıya indiği halde 1.1 milyon kadın iş yaşamından uzaklaşmak zorunda kaldı. Kadınların işten uzaklaşmalarındanki en büyük etken ise çocuk ve yaşlı bakımı zorunluluğu.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre bünyesindeki İş Dünyasında Kadın Komisyonu (İDK) aracılığıyla 2007’den bu yana kadınların eğitime, iş hayatına ve siyasete katılımını teşvik eden çalışmalar yürüten Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), bu yılsonunda üçüncüsü yayımlanacak olan İş Dünyasında Kadın Raporu’nun ikinci faz sonuçlarını açıkladı. Prof. Dr. Oğuz Karadeniz ve Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz tarafından hazırlanan şu noktalara dikkat çekildi.

  • 2017’de mart itibarıyla, yoksul hanelerde bakıma muhtaç yaşlı ya da engelliye bakan 485 bin kişiye bakım ödeneği verilmesine rağmen, bu kişiler profesyonel bakıcı olmadığı için sosyal güvenceleri yok.

Çalışan da az kazanıyor

  • Nitelikli bakım elemanı ihtiyacı çok yüksek olan Türkiye’de, bakım sigortasının kurulması ve etkin bir şekilde uygulanması halinde, kısa dönemde söz konusu hizmetlerde çalışacak ilave 500 bin kadın, uzun dönemde ise yaşlanan nüfus ile birlikte 1 milyon kadın için ilave istihdam sağlanabilir. İşgücü piyasasından uzaklaşan kadınlar da geri dönebilir.

  • Evlilik ve eşinin isteği ile işten ayrılanların sayısı 2007-2015 arasında yarı yarıya azaldı. 2007 yılında 1 milyon 200 binin kadın eşinin isteği üzerine işten ayrılırken, bu rakamın 2015 yılında 588 bine düştü.

  • Kadınların yüzde 45.6’sı 1.000 TL’nin altında aylık alırken, bu oran erkeklerde yüzde 31.

  • Türkiye’de; kadın, erkeğe göre 1 puan daha yoksul ve aradaki ücret farkı çok daha yüksek seviyede.

  • Çalışan kadınların toplamda yüzde 7.2’si yarı zamanlı çalışırken, bu oran en düşük gelir grubu olan 830 TL ve altındaki grupta yüzde 15.9’a kadar çıkıyor.

  • Ek iş arayan kadınların yüzde 40’ının yine en düşük aylık gelir elde eden gruptan olması dikkat çekti.

  • Kadınlar iş aramama nedeninin belirgin bir şekilde ev işi ve bakım yükümlülükleri olduğunu söyledi.

  • Yüzde 8 yaşlı nüfus oranı ile AB (Yüzde 19.2) ortalamasının çok altında olan Türkiye’de yaşlılık harcamalarına ayrılan pay yüzde 48 ile 28 AB üyesi ülkenin de üzerinde.

  • Dul ve yetim aylıklarına ayrılan pay AB ortalamasının neredeyse iki katı.

  • Kadınların işgücüne katılımını kolaylaştıracak çocuk, yaşlı ve engelli bakım hizmetlerine yönelik sosyal güvenlik harcamalarına Türkiye daha az kaynak ayırıyor.

  • Aile ve çocuk harcamalarında söz konusu payın AB ortalaması yüzde 8.55 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 3.12’ye düşüyor. Bu tablo genç nüfusa sahip Türkiye’nin, aileye ve çocuğa yönelik sosyal güvenlik mekanizmalarını daha etkin kullanmasını zorunlu kılıyor.

[Haber görseli]

Sosyal harcamalar artmalı

Ülkende sosyal devlet olunması için daha fazla kaynak ayrılması gerektiğine dikkat çeken TÜRKONFED Başkanı Tarkan Kadooğlu kadınların, sosyal bir devletin sağlaması gereken temel ihtiyaçlar nedeniyle çalışma hayatından uzaklaşmaları kabul edilemez olduğunu dile getirdi.

Kadooğlu, kurumsal bakım hizmetlerine olan talebin artmasına karşın, kreş sayısının yetersizliği, kreş ücretlerinin yüksekliği ve hizmet kalitesine olan güvensizliğin de çocuk bakımında annelere ek sorumluluklar yüklediğini hatırlattı. TÜRKONFED İDK Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık da Gayrisafi yurt içi hasılanın yılda sadece yüzde 1’lik kısmının yaşlı ve engelli bakımı için ayrılması halinde, da istihdam artışı sağlanabileceğini de ifade etti.

Resmi işsiz sayısı 3 milyon 225 bine yükseldi. Geniş tanımlı işsiz sayısı 5.9 milyonu buldu. Resmi verilere göre 15 Temmuz darbe girişiminden Mayıs 2017’ye kadarki sürede 101 bin 169 kamu emekçisi işini kaybetti. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) verilerine göre kamuda çalışan sayısı geriliyor. OHAL ve kanun hükmünde kararnamelerin de etkisiyle Mayıs 2017’de kamu çalışan sayısı Mayıs 2016’ya göre yüzde 3’lük azalışla 2 milyon 970 bine geriledi. Geçen yıl aynı dönemde bu sayı 3 milyon 63 bin kişiydi.

Cumhuriyet’ten Şehriban Kıraç’ın haberine göre Mayıs 2017’de mevsimsellikten arındırılmış değerlere bakıldığında Nisan 2017’ye göre kamu çalışan sayısında 4 bin kişilik azalış gerçekleşti. SGK verilerine göre son bir yılda kamuda çalışan sayısı 93 bin 420 kişi azaldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen şubatta yaptığı “Yeni bir istihdam seferberliği başlatıyoruz. Bizim ne yapıp edip mart dönemi içerisinde oranı gümbür gümbür aşağı çekmemiz lazım” konuşmasından bu yana işsizliği tek haneye indirecek yeni yatırım yapılmadı. Tam tersine başta kamu sektörü olmak üzere her sektörde işten çıkarmalar da hızlanıyor. SGK ve TEPAV verilerine göre Mayıs 2016 ile Mayıs 2017 arasındaki bir yıllık sürede kayıtlı istihdam sadece 408 bin 987 artabildi.

Teşvik fayda etmedi

TÜİK verilerine göre (Mayıs 2015-Mayıs 2016) 795 bin yeni istihdam yaratılırken, Mayıs 2016-Mayıs 2017 döneminde ise 621 bin yeni istihdam yaratıldı. 2017 yılında uygulanan olağanüstü teşviklere rağmen yaratılan istihdam bir önceki dönemin altında gerçekleşti. Mayıs 2016-Mayıs 2017 döneminde ücretli istihdam artışı 283 binde kaldı. Oysa bir önceki dönemde (Mayıs 2015-Mayıs 2016) ücretli istihdamı 874 bin artmıştı.

[Haber görseli]

Sigortalı ücretli çalışan yüzde 3 arttı

SGK Mayıs 2017 verilerinin değerlendirildiği TEPAV İstihdam İzleme Bülteni’nin 63. sayısına göre, Mayıs 2017’de sigortalı ücretli çalışan sayısı Mayıs 2016’ya kıyasla yüzde 3’lük artışla 14 milyon 106 bin oldu. Mevsimsellikten arındırılmış değerlere bakıldığında Nisan 2017’ye göre sigortalı ücretli çalışan sayısında 70 binlik artış gerçekleşti.

15 Temmuz darbe girişiminden önce açılan ‘FETÖ’ çatı davası avukatlarından CHP Eski Milletvekili Atilla Kart, darbe girişiminin karanlık yönlerinin aydınlatılması gerektiğini belirtti.  Kart, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL’i de “Sınıfsal bir tercihin yapıldığını görüyoruz. Sermaye grubunun en üst düzeyde çıkarlarını korumak amacıyla, acımasızca kullanıldığını görüyoruz” dedi.

Evrensel’den Tamer Arda Erşin’in haberine göre CHP Konya Eski Milletvekili Avukat Atilla Kart, 15 Temmuz darbe girişimi ve bu girişim sonrasında ilan edilen OHAL hakkında Evrensel’e değerlendirmelerde bulundu.

2007 şubatında cemaat yapılanması hakkında CHP’nin verdiği Meclis soruşturma önergesini kendisinin hazırladığını hatırlatan Kart şunları söyledi: “Hava kuvvetlerindeki paralel yapılanmayı, FETÖ’nün avukatlıktan yargıçlığa geçiş sınavında nasıl soru hırsızlığı yaptığını anlattık. CHP olarak 10 yıl evvel ne diyorsak, bugün de aynısını söylüyoruz. Emir kumanda zinciri içerisinde devlet içerisinde paralel bir yapıyı oluşturmak, o paralel yapı içerisinde devlet yetkisini kötüye kullanmak ve  paralel yapının içerisinde olmanın suç olduğunu bildiği halde orada kalmaya devam etmek, bu kabul edilemez bir tablo. 15 Temmuz darbesini bu şekilde gerçekleştirenler belli. En ivedi bir şekilde yargılanmaları ve cezalandırılmaları gerekir.”

ÇATI DAVADA VARDI

Adil Öksüz isminin darbe öncesi açılan çatı davasında geçtiğine dikkat çeken Kart, “Deniz ve Hava Kuvvetleri İmamı olarak geçiyor. Bakıyoruz çatı davada mayıs 2015’te gizli tanık Kadir, 121 subayın ismini veriyor. Bakın darbeden 14 ay önce bu olay oluyor. Çok üst düzey subayların darbe hazırlığı içerisinde olduğunu isim vererek anlatıyor. Ancak kayda değer işlem yapılmadığını ve daha vahimi 121 kişiden 80 kişinin darbeye karıştığını görüyoruz” diye vurguladı. Darbede ciddi soru işaretleri olduğunun altını çizen Kart, son günlerde AKP Milletvekili Şirin Ünal’ın bu konuda bilgilendirildiğinin ortaya çıktığını ifade ederek, “Diyanet İşleri Başkanının, gece MİT müsteşarıyla yemekte olması, bunlar önemli konular. Açıklığa kavuşturulması lazım. Darbeyi Araştırma Komisyonu; MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı, Şirin Ünal’ın ifadesini alamıyor. Bütün bunlar 15 Temmuz’un soru işareti” diye konuştu.

‘KAÇMALARINA GÖZ YUMULDU’

Kart, 15 Temmuz öncesinde açılan çatı davada bazı sanıkların yakalanmadan sağlıklı bir karara varılamayacağının altını çizerek, durumu şöyle açıkladı: “73 sanık var ancak sadece 7 sanık yargılanıyor. Sen bu 7 kişiye en ağır cezayı versen de bu dava sonuçlanmaz. Diğer 66 kişi içerisinde Fethullah Gülen, Ekrem Dumanlı ve bütün kafa takımı var. Önemli olan yönetici çatı kadronun darbe öncesi son 1 yıl içerisinde yurt dışına çıkmış olması. Çatı dava soruşturması 2014 yılından bu yana yürüyor, bu adamların hepsi kaçmış. Yürütme organı olarak sen bu sanıkların hepsinin kaçmasına göz yummuşsun. Sen bu kaçanları yargılamadan nasıl hüküm vereceksin, maddi gerçeği ulaşma noktasında hiçbir çalışmanın yapılmadığını görüyoruz.” Kart, yurt dışında olan sanıklar konusunda samimi olmak gerektiğini belirterek, “Şimdi ısrarla ‘ben idamı uygulayacağım’ dediğin zaman o kişilerin iade edilmemesi için gerekçe yaratıyorsun. Sen geçmişe yönelik idam kararını uygulayamazsın. Bu sanıkların iadesi için siyasi ve hukuki olarak zorlama gerekiyor.”

ÜÇLÜ TASNİF

Kart, darbe gerişimi sonrasında mağduriyetler yaratıldığını ve bunun ‘FETÖ’nün işine geldiğini belirterek, şunları söyledi: “Cumhurbaşkanının üçlü bir tasnifi var. İbadet, ticaret ve ihanet. Bu doğru bir tasnif, adam inanç özgürlüğü içerisinde bu yapıyı kendisine yakın görmüş olabilir. Buradan suç oluşmaz. Bunu çatı dava iddianamesi de söylüyor. Çocuğunu bu okullara gönderen ya da ücretli çalışan kişi değildir. Asıl suçlu olanlar ihanet içerisinde olanlardır. Bırakalım kimler ibadet, kimler ticaret ve kimler ihanet eden grup içerisinde, bunu yargı ortaya çıkaracak. Ama siz hükümet olarak, bir takım faktörlerle yargılamaya müdahale edip, ibadet edenleri ve yapıyla ilgisi olmayanları  bu torbaya koyarsanız, orada mağduriyet ortaya çıkar. Kamu görevlileri hakkında soruşturma yaparsın, delil bulursan en ağır cezayı verirsin. Ancak sen ne yapıyorsun; soruşturma yapmadan, on binlerce insanın mal varlığına el koyuyor, görevine son veriyorsun. Özel sektörde bile iş bulamaz hale geliyorlar. Yeni mağduriyetler yaratılıyor ve aslında FETÖ’nün istediği de bu.”

SANIKLAR, TANIK OLDU 

Darbe davalarında sanık olması gereken bazı kişilerin tanık olarak dinlendiğine dikkat çeken Kart, “Savcılık olarak sizin bu kişilerin şüpheli ya da sanık olarak ifadesini almanız gerekir. Bunlar hakkında şüpheli sıfatıyla ifade alırsın, sanık sıfatıyla iddianame düzenlersin. Onlar da etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak ister ve bu hükümlerden yararlanır. Bu haklarıdır. Ancak kolluk ne yapıyor, bu kişileri şüpheli ya da sanık olarak soruşturmak yerine, gidiyor gayriresmi olarak görüşüyor. Onlara bir taraftan umut veriyor, bir taraftan gözdağı veriyor. Onların ifadelerini bazı hedef aldığı sanıklara dönük olarak yönlendiriyor. Sonra ne oluyor, etkin bir soruşturma yürütemiyorsun. Buradan maddi gerçeğe ulaşamazsın. Soruşturmalardaki en büyük zafiyet bu. Yasak delil yöntemiyle soruşturma yapılıyor” dedi.

‘OHAL SENDİKAL HAKLARI YOK EDİYOR’

Darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL hakkında “Onun bile bir hukuku var” değerlendirmesinde bulunan Atilla Kart, OHAL sonrası iktidarın hukuk dışına çıktığını şu sözlerle dile getirdi: “OHAL sendikal hakları, toplusözleşme hakkını yok ediyor. Bu OHAL üzerinden sınıfsal bir tercihin yapıldığını görüyoruz. OHAL’in belli bir sermaye grubunun en üst düzeyde çıkarlarını korumak amacıyla, acımasızca kullanıldığını, çalışanların zaten sınırlı olan hak ve özgürlüklerinin yok edildiğini görüyoruz. İşin esası bunlar. KHK’lerle işsizlik sigortası, kamu görelileri, toplusözleşme kanunlarında düzenleme yapılıyor. İşçilerin ve çalışanların hakları kısıtlanıyor. Delik deşik bütçenin yanı sıra Varlık Fonu düzenlemesi yapılarak, denetlemeyen yeni sermaye grupları yaratılıyor. Kayıt dışı bir bütçe oluşturuluyor” dedi.

‘CUMHURBAŞKANININ TEK TİP AÇIKLAMASINA ANLAM VEREMEDİM’

Tek tip kıyafet tartışmasına “Sanığın o tişörtü giymesini tasnif etmek mümkün değil” değerlendirmesinde bulunan Kart, yapılması gerekeni “Cezaevi yönetimi ya da mahkeme buna müdahale edebilir ancak bunun için kanun değişikliği yapmaya gerek yok. Bunu getirmiş olmakla öngörülemeyen sonuçlara yol açılacak ve FETÖ’nün kamuoyunda istismar edeceği yeni bir alan açılacak. Cumhurbaşkanının tek tip açıklamasına anlam veremedim. Onun yapacağı bir açıklama değil. Bunu cezaevleri genel müdürü hadi bilemedin adalet bakanı açıklar” sözleriyle açıkladı.

‘KAMU YETKİSİNİ KÖTÜYE KULLANMAK’

Atilla Kart Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve tutuklu Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında “Eğer yakında bu içeride olan zat ile ilgili Kılıçdaroğlu’nun bağlantısı çıkarsa şaşmayın ha. ‘Buradan çıktım çıktım, çıkmadığım takdirde açıklamalarda bulunacağım’ diyor içerideki zat” ifadelerine ilişkin de değerlendirmede bulundu. Kart, “Enis Bey’in eşi ve kızı orada. Onun böyle bir şey söylediği konusunda Cumhurbaşkanı nereden bilgi sahibi oluyor. Bu Türkiye’de yargı sisteminin nasıl kuşatıldığını göstermek bakımından ibret verici.Yargıya kolluktan itibaren nasıl müdahale edildiğinin ve kamu yetkisi kötüye kullanılmak suretiyle tehdit ve şantaj yapıldığını göstermek bakımından kaygı vericidir. CHP Genel Başkanına suçlama yapmanın inandırıcılığı yok. Bu toplumda korku ve baskı yaratma girişiminin yeni tezahürüdür” ifadelerini kullandı.

Resmi Gazete’de yayımlanan yıllık izin yönetmeliği değişikliğiyle “en çok üçe bölünebilen” ücretli izin süreleri artık bölümler halinde kullanılabilecek. Yer altı işlerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izin süreleri dörder gün artırılarak uygulanacak.

Evrensel’de yer alan habere göre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının hazırladığı “Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Buna göre, yönetmeliğin 6. maddesinde yer alan üçüncü fıkrasında yer alan “en çok üçe bölünebilir” ibaresi “bölümler halinde kullanılabilir” olarak değiştirildi.

Söz konusu düzenleme ile tarafların anlaşması ile bir bölümü 10 günden aşağı olmamak üzere “en çok üçe bölünebilen” yıllık ücretli izinlerin bölümler halinde kullanılabilmesine imkan tanındı.

Bu arada, aynı maddeye eklenen fıkra ile yapılan düzenlemede ise alt işveren işçilerinden, alt işvereni değiştiği halde aynı iş yerinde çalışmaya devam edenlerin yıllık ücretli izin süreleri, aynı iş yerinde çalıştıkları süreler dikkate alınarak hesaplanacak.

Asıl işveren, alt işveren tarafından çalıştırılan işçilerin hak ettikleri yıllık ücretli izin sürelerinin kullanılıp kullanılmadığını kontrol etmek ve ilgili yıl içinde kullanılmasını sağlamakla, alt işveren ise tutmak zorunda olduğu izin kayıt belgesinin bir örneğini asıl işverene vermekle yükümlü olacak.

Ayrıca yönetmeliğin 9’uncu maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen fıkra ile yer altı işlerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izin süreleri dörder gün artırılarak uygulanacak.

Hatay’da inşaatta göçük yaşandı. 2 işçi göçük altında kalırken 2 işçi de yaralı olarak kurtarıldı.

DHA’nın haberine göre Hatay’ın Arsuz İlçesi’nde özel bir okulun inşaatında meydana gelen göçükte 1 işçi öldü, 3 işçi ise yaralı olarak kurtarıldı.

İlçeye bağlı Karaağaç Mahallesi’nde saat 16.00 sıralarında meydana geldi. Özel Yükseliş Okulları’na ait inşaatta tabla dökülürken göçük meydana geldi. Tablanın üzerinde bulunan işçilerden 2’si göçük altında kalırken, 2 kişi ise yaralı olarak arkadaşları tarafından kurtarıldı. Olay yerine çağrılan AFAD ve Hatay Büyükşehir Belediyesi ekipleri, göçük altındaki 2 kişiyi de çıkardı.

İşçilerden birinin yaşamını yitirdiği belirlendi. Diğer yaralı işçiler İskenderun Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Polis, göçükle ilgili soruşturma başlattı.