banner
Basında Emek Haberleri

22 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan 677 sayılı KHK ile ihraç edilen Yusuf Kaya ve beraberindeki 5 kişi, görev yaptıkları maliye binası önünde 23 Kasım 2017 tarihinde ihraç edilmelerine ilişkin bir basın açıklaması gerçekleştirilecekti. Emniyet görevlileri basın açıklamasına izin verilmediği ve dağılmaları noktasında çağrı yapmış ve açıklamaya gelenler dağılmıştı. Fakat Mersin Emniyeti konuya ilişkin tutanak hazırladı ve 2. duruşmada Yusuf Kaya ve 5 kişi hakkında 15 ay ceza verilmesi kararı aldı.

‘BUNDAN DAHA ADİL HUKUK OLMAZ!’

Yusuf Kaya, sosyal medya hesabından konuya ilişkin “Bundan ala demokrasi, daha ileri, daha adil hukuk olmaz! Yılmayacağız, zulmünüze teslim olmayacağız. Bu karanlık dağılacak bu haksız ve hukuksuzluğu yapanlar bir gün hukuk karşısında adalete hesap verecektir’’ şeklinde bir açıklama yaptı.

Evrensel’e konuşan Kaya, ‘‘Hiçbir gerekçe gösterilmeden haksız ve hukuksuz bir şekilde yapılan bu ihraçların neden yapıldığına dair tarafımıza bir gerekçe sunulması için görev yapmış olduğumuz Mersin Vergi Dairesi Başkanlığı önünde basın açıklaması yapmak istedik. Mersin Valiliğine bildirimde bulunduk fakat bu açıklamaya izin verilmediği yönünde bir tebligat o anda emniyet güçlerince yapıldı. Biz de o gün açıklamaya gelen arkadaşlarımıza Mersin Valiliğinin izin vermediğini ve açıklamayı yapmayacağımızı duyurduk ve dağıldık’’ dedi.

‘AÇIKLAMAYI YAPMIŞ OLSAYDIK HANGİ CEZAYI VERECEKLERDİ?’

Açıklamayı yapmamalarına rağmen ‘2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşüne’ muhalefet ettikleri gerekçesiyle yapılmayan bir basın açıklamasına tutanak tutulduğunu ve mahkemeye çıktıklarını aktaran Kaya, ‘‘Savunmamızı yaptıktan sonra delilleriyle birlikte o gün basında çıkan ‘Valiliğin açıklamaya izin vermemesi üzerine açıklama yapılmadı’ şeklindeki haberleri mahkeme heyetine sunduk. Fakat ikinci celsede emniyetten 2 yetkili çağrılarak ifadeleri alınmış ve benimle birlikte 5 arkadaşıma ‘toplantı ve gösteri yürüyüşüne muhalefet ettiğimiz’ gerekçesiyle 15 ay hapis cezası verilmiştir. Şimdi soruyorum? Biz o gün basın açıklamamızı yapmış olsaydık bize hangi cezayı vereceklerdi’’ dedi.

Kaya, ‘‘İleri demokrasi, yargının tarafsız ve bağımsız olduğunu söyleyenler; işinden, ekmeğinden olan biz kamu emekçileri işimizden neden atıldığımızı, neden ihraç edildiğimizi soramayacaksak, Büro Emekçileri Sendikası (BES) olarak buna ilişkin bir basın açıklaması yapamayacaksak demokrasiyi ve hukuku nerede aramamız gerekiyor? Ne yazık ki hukukun, demokrasinin, adaletin geldiği yer son derece üzücü. Yapılan bu işlem de bizi yıldırmayacaktır.’ dedi.

Amaçlanan şeyin toplumun kesimlerinin hak aramaması, demokrasiyi, özgürlüğü ve barışı talep etmemesi, yaşanabilir bir ülke istememesi, bunun için de örgütlü bütün kesimleri dağıtmak olduğunu belirten Kaya, ‘‘Biz ihraçlarımızı da KESK’in ve kamu emekçilerinin örgütlülüğüne yönelik saldırı olarak değerlendiriyoruz. İş güvencemize yönelik bir saldırı olarak değerlendiriyoruz. Bize verilen bu cezayı hiçbir şekilde kabul etmeyeceğiz ve hukuki yollardan da itiraz edeceğiz. Ülke bu karanlık süreçte devam etmeyecektir. Bu karanlık süreç de dağıtılacaktır. Haklarımızı aramaya, geleceğimizi aramaya kararlıyız. Bütün kamu emekçileriyle toplumsal bütün kesimlerle birleşerek demokratik, yaşanabilir bir ülke için mücadelemize devam edeceğiz’’ dedi.

BES Şube Başkanı Yusuf Kaya ile beraber ceza alan isimler BES Şube Eski Sekreteri Muhbet Taş, Merdan Taş, SES Şube Başkanı Yılmaz Bozkurt, Mersin Cemevi Sekreteri Nuran Kılıçkaya ve Eski Şube Hukuk Sekreteri Güven Akaltun oldu.

Sinema Televizyon Sendikasına bağlı üyelerden oluşan Yardımcı Yönetmen ve 2. Yönetmenler Topluluğu, FOX TV’de yayınlanan ve yapımcılığını Limon Yapım’ın üstlendiği ‘Savaşçı’ dizisini boykot etme kararı aldıklarını duyurdu. Topluluk, kararın gerekçesini haksız işten çıkarmalar, uzun çalışma saatleri, ödeme problemleri, uzlaşıdan yoksun tavırlar ve ‘sendikayı tanımıyoruz’ anlayışı olarak açıkladı.

Yardımcı Yönetmen ve 2. Yönetmenler Topluluğunun açıklaması şöyle:

“Yardımcı Yönetmenler ve 2. Yönetmenler Olarak Kamuoyuna İlan Ediyoruz!

Yardımcı Yönetmenler ve 2. Yönetmenler olarak 2014 yılından beri bir arada hareket eden ve Sinema Televizyon Sendikası’na bağlı üyelerden oluşan bir topluluk olan bizler; yaşamış olduğumuz hukuksuz ve insani olmayan çalışma şartları ile baskılara karşı ortak hareket ederek haklarımızı korumaya çalışıyoruz.

Yapımcılığını Limon Yapım’ın üstlendiği ve FOX TV’de yayınlanan “Savaşçı” dizi projesinde, yardımcı ve ikinci yönetmenler ile diğer tüm set emekçisi arkadaşlarımızın yaşadığı haksız işten çıkarılma, ödeme problemleri, çalışma saatlerinin uzunluğu, proje yöneticilerinin taleplerimiz karşısındaki uzlaşıdan yoksun tavırları ve en önemlisi “sendikayı tanımıyoruz” anlayışları nedeniyle, uzun ve sonuç alınamayan müzakereler sonucunda aldığımız boykot kararını basına ve tüm kamuoyuna duyuruyoruz.

Yardımcı Yönetmenler ve 2. Yönetmenler Topluluğu olarak “Savaşçı” adlı dizi projesinde çalışma koşullarımız düzelene kadar boykotu sürdürmekte kararlıyız. Bu bağlamda tüm set emekçilerini bizlere destek olmaları konusunda sendikamız aracılığıyla desteğe ve dayanışma göstermeye davet ediyoruz.

Niyetimiz projelere zarar vermek değil, aksine hep beraber daha insani koşullarda, daha iyi projeler üretilmesine katkı sağlamaktır. Bundan sonra birbirimize daha da kenetlenerek dayanışma içerisinde bu ve benzer projelerin takipçisi olacağız.

Önde Kamera Arkada Dayanışma

Saygılarımızla

Yardımcı Yönetmenler ve 2. Yönetmenler Topluluğu”

İzmir’in Basmane semtinde tarihi ve kültürel mirasın yıkıntıları arasında çok sayıda mangal kömürü deposunda yüzlerce işçi, sağlıksız ve güvencesiz çalıştırılıyor. Maskesiz ve eldivensiz çalıştırılan işçiler, soludukları kömür tozu nedeniyle ağır hastalıklarla karşı karşıya. Uzun çalışma sürelerine rağmen günlük 70 TL yevmiye alan işçilerin çoğu sigortasız.

‘10 SAAT ÇALIŞIYORUZ’ 

DİHAber’in haberine göre kayıt dışı çalıştırılan ve adının B.G. olarak kodlanmasını isteyen 30 yaşındaki işçi, kömür tozu arasında yaşam mücadelesi verdiklerini söyledi. El, yüz ve vücudunda bulunan leke izlerini gösteren B.G., köle muamelesi gördüklerini ifade etti. 70 kilogramlık kömür çuvallarını taşımaktan bel ağrısı çektiğini anlatan B.G., geceleri ise ağrıdan uyuyamadığını dile getirdi. Çalıştıkları depolarda duş ve temizlik imkanı olmadığı için kömür tozu ile eve gittiğini vurgulayan B.G., şunları dile getirdi: “Günde 10 saat zehir içinde çalışıyoruz. Üstümüze sinen zehiri depoların elverişsiz olmasından kaynaklı evlerimize de taşıyoruz. İster istemez ailemizi de bu zehre bulaştırıyoruz. Aldığımız ücret ise hiçbir şeye yetmiyor. Elimizden geldiği kadar çalışıyoruz fakat patronlar hiç memnun değil. Çoğu zaman memnun olmadıklarını gerekçe sunarak ya işten çıkartılıyoruz ya da yevmiyeye kesik atılıyor.”

‘ZEHİRİN KARŞILIĞI 70 LİRA’ 

30 yıldır kışın soğuğu, yazın sıcaklığında çalıştığını vurgulayan Ali Yaşa da, kömür tozunun sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. İşsizlik oranının artmasından kaynaklı birçok kişinin mangal kömürü işine girdiğini sözlerine ekleyen Yaşa, 70 lira yevmiye ile çalışmak zorunda bırakıldıklarını ifade etti.

Toplusözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması nedeniyle cam işçilerinin 24 Mayıs’ta 9 fabrika ve işyerinde başlatacağı grevin, Bakanlar Kurulunun kararı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla milli güvenliği tehdit iddiasıyla yasaklanmasına cam işçileri eylemlerle yanıt veriyor.

Evrensel’den Fırat Turgut’un haberine göre cam işçilerinin, Kristal-İş Başkanlar Kurulundan çıkan sonuç bildirgesi sonrası yaptığı ilk eylem fabrikalarda bekleyişe geçmek oldu. Cam işçileri, eylemlerin üretime de yansıyacak şekilde devam etmesi gerektiğini belirtirken, diğer taraftan tüm sendikalara ve işçilere de grev hakkına sahip çıkmak için dayanışma çağrısı yapıyor.

SENDİKAYA ÇAĞRI 

Cam işçileri grev hakkının gasbedilmesine karşı fabrikalarda eylemlere başladı. İlk eylemi dün 00.00-08.00 vardiyasında çalışan işçiler yaptı. İşçiler, sendikalarının aldıkları karar doğrultusunda vardiya bittikten sonra 8 saat fabrika içerisinde bekledi. Gazetemize konuşan Lüleburgaz’da çalışan bir cam işçisi, “Tüm işçiler sendikanın aldığı kararı uyguluyor. Tamam bunu yapıyoruz ama başka eylemler de yapmamız lazım. Vardiyalardan çıkıp, saatlerce bekliyoruz. Fabrikalarda bekleyelim, bu önemli bir şey ama şehir merkezlerinde de olalım, yemeğe gitmeyelim, sakal bırakma gibi eylemler yapalım. Sesimizi kamuoyuna duyuralım. En önemlisi üretime bir an önce yansıtmamız gerekiyor” dedi.

Bir başka cam işçisi de talepleri kabul edilene kadar eylemlerin devam etmesi gerektiğine vurgu yaptı: “Önümüzdeki günlerde patron görüşme talep edebilir, görüşme de olabilir. Ama taleplerimiz kabul edilene kadar eylemlerin ertelenmemesi ya da durdurulmaması gerekiyor. Eylemlerin olduğunu gibi, kararlılıkla devam etmesi gerekiyor.”

GELECEĞİMİZ HEPİMİZİN ELİNDE

Başka bir cam işçisi de tüm sendikaları ve işçileri grev hakkı için dayanışmaya çağırdı. AKP döneminde 12 işyerinde alınan grev kararının yasaklandığını hatırlatan işçi, “Bu bile grevleri yasaklanan işçilerin ve sendikaların birlikte mücadele etmesi için başlı başına bir nedendir. Hükümet işverenle ortak, tek koldan saldırıyor. Bizim de parçalı değil bütün bir şekilde direnmemiz gerekiyor” dedi. Ortak mücadelenin yakalandığı takdirde kazanmalarının, patronların, taleplerini yerine getirmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade eden cam işçisi, “Birliğimizi sağladığımız koşullarda işverenin ve hükümet geri adım atmak zorunda kalacak. Biz tüm işçilerin sorunları da ortak, çıkarları da ortak ve kazanacağımız gelecek de hepimizin elinde. Birlikte mücadele ettiğimiz takdirde kazanabiliriz. Başta AKP tarafından, grev yasağından nasibini alanlar olmak üzere tüm sendikalara ve işçi arkadaşlarımıza dayanışma çağrısı yapıyoruz” diye konuştu.

Eylemlere başlayan cam işçilerinin bir taraftan da grevlerini yasaklayan Hükümete yönelik tepkileri devam ediyor.

Cam işçilerinin tek isteğinin alın terinin ve emeğinin karşılığı olduğunu dile getiren bir işçi, “Ama cam işçisine, her zaman olduğu gibi yine zulümle karşılık verildi. Grev ertelemek ne kadar kolay değil mi? Onlar grevi erteledi ama bizler faturaları erteleyemiyoruz. Mesela ev kirası ertelenmiyor. Evin ihtiyaçları ertelemeden nasibini almadı” dedi.

Başka bir cam işçisi de şunları söyledi: “AKP için kolaydır bu kararı almak. Sonuçta onların değil bizim hayatımız erteleniyor, yasaklanıyor. Onların lüks arabaları, yurt dışı tatilleri, çocuklarını binlerce dolara okuttukları kolejler var. Cam işçisi, aileleri onların umurunda değil. Biz evde harçlık bekleyen çocuklarımız, ödenmeyi bekleyen faturalarımız, belinizi büken kredi borçlarımızı düşünüyoruz.”

CHP heyeti TÜRK-İŞ ile kıdemi görüştü. Atalay’ın TİSK, TOBB ve ASO’nun da fona karşı olduğunu söylediği belirtildi.

Cumhuriyet’ten İklim Öngel’in haberine göre CHP heyeti Türk-İş Başkanı Ergün Atalay’ı ziyaret etti. Toplantıda en önemli gündem maddesi, kıdem tazminatının fona devredilme planı oldu. Kıdem tazminatının fona devri durumunda bunun nasıl kullanılacağını görmek için işsizlik fonuna bakılmasının yeterli olduğunu söyleyen CHP heyeti, işsizlik fonunun işçi değil, işveren tarafından kullanıldığını kaydetti. Atalay’ın da kıdem tazminatının fona devrine karşı olduklarını iletti.

CHP Emek Büroları üyelerinden oluşan CHP heyeti, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ile Türk-İş Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Heyette, CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Kocaeli Milletvekili Fatma Hürriyet Kaplan, Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş yer aldı. Basına kapalı olarak 1 saat süren görüşmede, kıdem tazminatının fona devredilme planı, yasaklanan grevler ve işçi haklarına ilişkin gelişmeler masaya yatırıldı.

Türk-İş Başkanı Atalay’ın da Türk-İş’in kıdem tazminatının fona devrine karşı olduğunu, kazanılmış haklara dokunulmaması gerektiğini söylediği öğrenildi. Ayrıca Atalay’ın TİSK, TOBB ve Ankara Sanayi Odası gibi kurumların da başkanlarının böyle bir fon taleplerinin olmadığını söylediği belirtildi.

Garanti Fonu kurulsun

Kıdem tazminatına ilişkin bir çalıştay düzenleyeceklerini, söyleyen CHP heyeti, bu çalıştaya Atalay’ı da davet etti.

Görüşme öncesinde basın açıklaması yapan Ağbaba, “Biz, sendikaların ‘hayır’ dediği hiçbir şeye ‘evet’ demeyiz. Sendikalar ne diyorsa, biz sendikalarla hareket edeceğiz” dedi. Kıdem tazminatının fona devredilmesine karşı olduklarını söyleyen Ağbaba, işçilerin kıdem alabilmeleri için CHP’nin verdiği bir kanun teklifinin olduğunu, bir garanti fonunun kurulması gerektiğini dile getirdi.

Atalay, Türk-İş’in olmazsa olmazının “30 gün” olduğunu, bu süreden bir adım geri gitmeden yapılacak düzenlemeye katkı sağlayabileceklerini söyledi. Atalay, “Yarın öbür gün bu 29 güne düşerse, bunun hesabını ne ben ne benim ailem verir ne çoluğum çocuğum, hiç kimse veremez. Bu bizim sigortamız, iş güvenliğimiz” dedi.

Grev erteleme doğru değil

Kristal-İş Sendikası’nın bazı işyerlerinde aldığı grev kararının, Bakanlar Kurulu’nca “milli güvenliği bozucu nitelikte” olduğu gerekçesiyle ertelendiğini anımsatan Ağbaba, “Bu bardağın, camın hangi milli güvenliği tehlikeye düşürdüğünü merak ediyoruz. Grev hakkı yoksa işçinin, sendikanın da anlamı yok. 2017 yılında grev ertelenmesi doğru değildir” dedi. Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay da kıdem tazminatının, işçinin kızının çeyiz, oğlunun düğün parası olduğunu belirtti.

Toplusözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması nedeniyle cam işçilerinin 24 Mayıs’ta 9 fabrika ve işyerinde başlatacağı grevin yasaklanması üzerine Kristal-İş Başkanlar Kurulu toplandı. Genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplantısı sonrası sonuç bildirgesi açıklayan Kristal-İş, “Üyelerimizin talepleri doğrultusunda hareket edeceğiz” dedi.

Kristal-İş’in 25. Dönem Cam Grup toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin her aşamasında uzlaşmadan yana olduğu belirtmesine karşın, Şişecam patronunun toplu pazarlık sürecini tıkayıcı ve uzlaşmaz tavırda olduğu konusunda görüş birliğine varıldığı vurgulanan bildirgede, “Şişecam işvereninin bu tavrının sebebi, AKP Hükümetinin grevi yasaklayacağı yönündeki garantisi olduğu bugün daha net anlaşılmaktadır. AKP Hükümeti, evrensel hukuk kurallarına, Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Çalışma Örgütü’nün sözleşmelerine, Anayasa’ya, yasalara ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen 24 Mayıs’ta başlatacağımız grevimizi ertelemiş, fiilen yasaklamıştır. AKP Hükümeti işçi düşmanı tavrını sürdürmekte, özgür toplu pazarlık hakkını engellemekte ve işçi sınıfının grev hakkını gasbetmektedir. Artık bu duruma tüm sendikaların toplu bir şekilde tepki koyması ve dur demesi gerektiği yönünde görüş birliğine varıldı. Şişecam işvereni, hükümetle kol kola hareket etmektedir. Grevlerimizin yasaklanması için ricacı olmakta ve Atatürk’ün kurduğu fabrikaları, çalışanın emeğinin karşılığını vermeyen, işçi haklarını gasbeden çalışma kamplarına dönüştürmeye çalışmaktadır. Bu durum kabul edilemez ve sendikamız bu durumu değiştirmek için elinden geleni yapacaktır” denildi.

Sonuç bildirgesinde şu ifadeler yer aldı: “Sendikamız 22 Mayıs 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren grev ertelemesi sonrası, bugün itibariyle Danıştay nezdinde yürütmeyi durdurma talepli iptal davasını açmıştır. Ulusal ve uluslararası tüm yasal başvurularını da yapacaktır. Bu başvuruların yanı sıra uluslararası sözleşmeler, Anayasa, yasalar ve Anayasa Mahkemesi kararlarından doğan tüm haklarını da kullanacaktır. Sendikamız, grev ertelemesi sonrası üyelerimizin talepleri doğrultusunda hareket edecektir. Üyelerinin kararlarını uygulayan, üyelerinin taleplerine sırt çevirmeyen geleneğini bugün de sürdürecektir. Yaşanan grev ertelemesi sonrası, üyelerimizin talepleri ve genişletilmiş başkanlar kurulunun görüş birliğiyle, hukuk ve hakkaniyet çerçevesinde, işyerlerinde, işverene ve hükümete gereken cevap verilecektir.”

Havaların ısınmasıyla tarımda çalışmak için mevsimlik işçi göçü de başladı. Her yıl olduğu gibi işçileri yine zor, güvencesiz ve güvenliksiz çalışma koşulları bekliyor. Kızgın güneşin altında sabahın ilk ışıklarından akşam saatlerine kadar çalışan mevsimlik işçiler, emeklerinin karşılığını alamamaktan şikayetçi. Mevsimlik tarım işçileri arasında 18 yaş altı çocuklar da önemli bir yer kaplıyor. Çocukların büyük bir kısmı haftanın yedi gününü ve günde neredeyse 12 saatlerini işle geçiriyor.

Evrensel’den Kemal Özer’in haberine göre Urfa’nın Suruç ilçesinden yaşları 8-12-16 arasında değişen çocuklar aileleri birlikte tarlada çalışmak için yola koyulmuş durumda. Erzincan’a gitmek için gece yarısı yola çıkan mevsimlik işçiler Dersim’in Kutudere mevkiinde mola veriyorlar. Bekleyen araçlar içinde Bengi ve Ay aileleri var. Erzincan’a tohumlama, yabani ot ayıklama, çapalama ve hasat işlerini yapmak için gidiyorlar. Mevsimlik işçilerle yapmak istediğimiz görüşmeye erkekler yanaşmazken kadınlar dertlerini anlatıyor.

5 AYLARI ÇADIRDA GEÇİYOR

Görüştüğümüz Naime Ay, Erzincan’da çapa işinde çalışmaya gittiklerini söyledi. Mecbur kaldıkları için yerlerini terk edip çocukları alarak yollara koyulduklarını söyleyen Ay, aldıkları 30 TL yevmiye karşılığında tarlada 12 saat çalıştıklarını ve 5 ay boyunca çadır hayatı yaşadıklarını anlattı. Ay, bu durumu “Perişanız ve mecburuz” diye açıklıyor.

Çalışma koşullarının zor olduğunu ifade eden Havva Bengi ise emeklerinin karşılığını alamadıklarından şikayetçi. Bengi, “Diyorlar ki neden çocukları okutmuyorsunuz? ‘Eğitim’ diyorlar, ‘sosyalleşme’ diyorlar. Mecbur kaldığımız için çocukları okuldan alıp ekmek davasına gidiyoruz. Seçim sırasında atıp tutuyorlar. Güneydoğuya hiç önem vermiyorlar. ‘Kardeş’ diyorlar, ‘eşitlik’ diyorlar. Hani nerede kaldı? Çocuğumuz TEOG sınavında başarılı oldu ama mecbur kaldım, onu okuldan çıkardım. Eşim işsizdir, çaresiz kaldığımız için bu yola koyulduk” diyor.

Dilan Bengi de derslerini yarıda bırakıp ailesiyle birlikte tarlada çalışmak için yollara düşmüş. Dilan da maddi durumlarının kötü olmasından dolayı çalışmak zorunda olduklarını söylüyor. Dilan, okullarının tatil edilmesine daha zaman varken çalışmak için okulu bırakıp geldiklerini söyleyerek hayalinin okulunu okuyup öğretmen olmak olduğunu dile getiriyor.

Cemile Bengi de TEOG sınavına girmiş. Ancak okuldaki bazı derslerinin sınavına girmemiş. Bundan dolayı okulu uzatma kaygısı taşıyor ve şunları söylüyor: Biz buraya maddi durumumuz kötü olduğu için çalışmaya geldik. Daha okulun tatil edilmesine 1 ay var. Derslerimiz kötü olmadı. TEOG’a girdim ama okuldaki iki sınavım halen duruyor. Öğretmenlerimiz çok iyi destek oluyorlar ama çok zorluklar yaşıyoruz. Haklarımızı savunamıyoruz.

Ege Serbest Bölge’de kurulu CMS jant fabrikasının,işçilerin ücretlerinden haksız yere gelir vergisi kesinti yaptığı ortaya çıktı. Dava açarak bu durumu ortaya çıkaran işçi ise hakkını aradığı ve bunu diğer işçi arkadaşlarıyla paylaştığı için işten atıldı.

Evrensel’den Emine UYAR/Mazhar UZBEK’İN haberine göre İşçinin avukatı aracılığı ile geçen haziran ayında yaptığı başvuru 12 Nisan 2017’de sonuçlandı. İzmir 5. İş Mahkemesi, CMS’nin işçi ücretlerinden yaptığı gelir vergisi kesintisinin patrona değil, işçiye ait olduğuna karar verdi. Karar gereği gelir vergisi kesintisi faiziyle birlikte işçiye geri ödenecek.

Patronlara pek çok teşvik tanınan serbest bölgelerde firmalar, ürettikleri ürünün yüzde 85’ini ihraç ettiklerini kanıtlarlarsa, kendilerinin ödemesi gereken milyonlarca liralık gelir vergisinden muaf tutuluyorlar. Yine bu koşullarda işçilerden gelir vergisi kesintisi yapılmıyor. Bu yüzden Ege Serbest Bölge’de faaliyet sürdüren birçok firmada, işçilerin bordrosundaki gelir vergisi kesintisi kısmında “0” yazıyor.

CMS’de ise işçilerin maaşından brüt yüzde 20 oranında gelir vergisi kesintisi bordrolarda yer alıyor. CMS bu kesintilerin teşvik kapsamında kendi hakkı olduğunu savunuyordu. Geriye dönük 5 yıllık olarak talep edilebilecek olan bu kesintiler işçiler için önemli bir miktar olarak duruyor. Bu konuda, Kocaeli istinaf mahkemelerinde ve Yargıtayda emsal kararlar bulunuyor.

İŞÇİLER KESİNTİLERİN ÖDENMESİNİ İSTİYOR

Aynı konuyu içeren 5 işçinin daha davası sonuçlanırken, halen toplamda 50 dolayında açılmış dava var. İş Mahkemesinde sonuçlanan dosyalar, Yargıtaydan bir önceki üst mahkeme olan istinaf mahkemelerinde incelenecek. Kararın kesinleşmesinin sonbaharı bulması bekleniyor. CMS patronları bu durumun fabrikada duyulmasını engellemek için davayı kazanan işçiyi işten atarken, diğer işçiler ise daha önce işten ayrılmıştı.

Bu gelişmeler olurken CMS’de örgütlü olan Türk Metal Sendikasının, işçinin işten çıkarılmasına karşı sessiz kaldığı belirtiliyor. İşçiler, anlaşma yoluna gidilirse mahkeme masraflarının patronların cebinde kalacağını hatırlatarak, hakları olan kesintilerin kendilerine ödenmesini talep ediyorlar.

YARGITAYIN KARARLARI VAR

Konuyla ilgili, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2016/35552 Esas sayılı, 08.12.2016 tarihli kararında ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2015/3638 Esas, 26.09.2016 tarihli kararında gelir vergisi istisnasından yararlanan işverenlerin işçilerden kesilen gelir vergisini işçiye ödemeleri gerektiği belirtiliyor.

Bu kararlara göre, serbest bölge ya da teknokent gibi özel alanlarda faaliyet gösteren işyerlerinde çalışan işçilerin ücretleri, yasalarında yer alan şartların varlığı halinde gelir vergisinden müstesnadır. Yasada tanınan bu muafiyet işverene değil işçiye tanınmıştır. Bu sebeple işçinin ücretinin net ya da brüt olup olmamasına bakılmaksızın; işçilerin ücretlerinden yapılan gelir vergisi kesintilerinin, işçilere ödenmesi gerekir. Ücret alacakları 5 yıllık zaman aşımına tabi olup, bu tür özel bölgelerde çalışan işçiler, çalıştıkları işyerlerinin yasal şartları taşıması halinde, geriye dönük 5 yıllık gelir vergisi kesintilerini işverenlerden talep edebileceklerdir.

Kıdem tazminatı fonu konusunda muamma sürüyor. Hükümetin kapalı kapılar ardında sürdürdüğü, sendikalarla ve kamuoyu ile paylaşmadığı hazırlıklardan sızdırılan bilgiler muhtelif. İşçi açısından yararlı ve kıdem tazminatını koruyan ve geliştiren bir model söz konusu olsaydı şimdiye kadar defalarca açıklanırdı ve şimdiye kadar çoktan gerçekleşirdi.

Kıdem tazminatını fona devreden her formülde işçiler kaybeder, kazanılmış haklar erir ve kıdem tazminatı düşer. Bunu anlamak için allame olmaya gerek yok. Kıdem tazminatı fonu yoluyla işçilerin kaybedeceği açık. Bugünlerde sahnelenen kıdem tazminatı oyununun amacı, fondan zarar görecek işçileri sanki kazanmış olduklarına ikna etme operasyonu ve sendikaları fon minderine çekerek dolambaçlı formüllere ikna etme çabasıdır. Uyanık olma zamanıdır. Uyanık olmak için hafıza tazelemek yararlıdır.

Bakalım dünden bugüne işverenler ve hükümet kıdem tazminatı için ne demiş? Gerçek niyetleri neymiş. Tek tek hatırlayalım:

» Eski TİSK Yönetim Kurulu Üyesi Bedirhan Çelik: “Kıdem tazminatı fonu yerine mevcut 30 günlük ücret tutarının 15 güne indirilerek kıdem tazminatı uygulamasının devam ettirilmesi daha gerçekçi görünüyor.” (TİSK İşveren Dergisi, Eylül 2004)

» Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu: “İşverenin kıdem tazminatı yükü düşecek.” (Referans, 7 Kasım 2006)

» Eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun: “İşsizlik Sigortası Kanunu da çıktıktan sonra hâlâ kıdem tazminatının varlığını sürdürmesi doğru değildir.” (Evrensel, 5.7.2007)

» TOBB, TİSK ve TÜSİAD: “En kısa sürede kıdem tazminatı konusunun gündeme getirilerek, işletmeler üzerindeki yükün hafifletilmesi gerekmektedir.” (TİSK, TOBB ve TÜSİAD’ın Esneklik Konusundaki Ortak Görüş ve Önerileri, 2009)

» TÜSİAD: “Yeni düzenlemenin yürürlük tarihi itibariyle, kıdem tazminatında 30 gün yerine 15 gün esas alınmalıdır.” (TÜSİAD, “Çalışma hayatını düzenleyen yasaların, işgücü piyasasının ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde ele alınması” başlıklı rapor, 2010)

» Başbakan Yardımcısı, eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek: “Bakan Şimşek, istihdam artışının önündeki en büyük engellerin kıdem tazminatı yükü ve esnek istihdama geçilememesi olduğunu söyledi. Türkiye’de kıdem tazminatının bu kadar yüksek ve ağır olması nedeniyle istihdamın artırılamadığını ifade eden Bakan Şimşek, Türkiye’nin esnek istihdam uygulamasına geçmeden istihdam artışı sağlayamayacağına dikkat çekti.” (Milliyet, 21 Nisan 2010)

» Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik: “Kıdem tazminatı oranları çok yüksek, bu oranları düşürerek yararlanacak insan sayısını artırmayı planlıyoruz.” (Zaman, 13.4.2012)

» Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli: “Kıdem tazminatı fonuyla ilgili çalışmalarımız sona geldi. Çalışanların müktesep haklarının elbette korunması önceliğimizdir, bundan bir taviz vermeden bu meseleyi inşallah çözeceğiz. Çünkü burada reel sektör üzerinde, firmalar üzerinde çok ciddi yük var, bir prangadır adeta” dedi. (Sabah 18 Mayıs 2017)

Kıdem tazminatında uzun süredir gizlenmeyen niyetler ortada. Kıdem tazminatın yük olduğu, pranga olduğu, artık devamına gerek olmadığı, 30 günden 15 güne düşürülmesi gerektiği açık açık yazılmış ve söylenmiş. Şimdi hükümetin şapkadan tavşan çıkaracağını beklemek saflık olur. Hükümetten gelecek formülün ne olacağını anlamak için kâhin olmaya gerek yok. Bu formül ne olursa olsun, kıdem tazminatı hakkını zayıflatacak ve azaltacak bir formül olacak. (BirGün)

Dini ve milli bayramlar ile hafta sonu tatillerinin yıllık izinlere dahil edilip edilmeyeceği konusundaki tereddüt sonrası kamu emekçileri ilk adımı attı. Konu, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın kurum idari kurul toplantısında gündeme geldi.

Memur temsilcileri toplantıda, cumartesi-pazar tatilleri ile dini ve milli bayramlarının yıllık izin içinde sayılmamasını istedi.

Milliyet’ten Mithat Yurdakul’un haberine göre talep hakkında yasal düzenleme gerektiğini belirten yetkililer, konunun Kamu Personeli Danışma Kurulu’nda gündeme gelmesine karar verdi. Kamu emekçilerininin talebi gerçekleşirse, resmi tatil günleri yıllık izin sürelerinin içinde sayılmayacak ve buna göre yıllık izinler uzayacak, emekçiler daha fazla tatil yapmış olacak.